Film Senaristi Ne Yapar?
Ya da bir senarist olmak nasıl bir şeydir, sence de hiç anlamadığımız bir iş gibi görünmüyor mu?
Film Senaristi Olmak: Aşk Mı, Lanet Mi?
İzmir’in sıcak yaz günlerinden birinde, arkadaş grubumuzla Çeşme’ye gideceğimizi düşünüyorum. Ama ne yazık ki o gün de yapacak işim var: film senaryosu yazmak! O sırada aklımda, “Bunu yapmazsam, bir daha sinema salonuna girmem, belki de hayatımın anlamını yitiririm!” şeklinde dramatize ettiğim iç sesim yankı yapıyor.
Film senaristi ne yapar? sorusuna bir cevap bulmak kolay değil. Çünkü senaristlik, günümüzün “cool” mesleklerinden biri gibi görünse de işin içine girince “off, bu gerçekten neymiş?” dedirten bir yoldur. Herkesin gözünde, “Senaryo yazan kişi” dediğinde aklına derhal Oscar ödülleri ve Hollywood geliyordur, değil mi? Ama durum o kadar parlak değil. Gerçekten de, sinemada kullanılan en büyük klişe nedir biliyor musun? “Hayatımda bu kadar zor bir şey görmedim!” – ve evet, ben de bu kadar zor bir şeyle uğraşıyorum.
Senaryo Yazmanın Başlangıcı: Tembellik ve Kaygı Arasında
Bir senarist olmanın en önemli özelliklerinden biri tembellik ve kaygı arasında gidip gelmektir. Gerçekten de, bir senaristin ilk adımı yazmaktan çok, “Yazmaya başlasam mı?” diye düşünmekle geçer. Arka planda ise bir iç ses başlar: “Bugün, film senaristi ne yapar?” Bu soruyu kafama takınca, internette “film senaristi ne yapar” diye arama yapıyorum. Ama çoğu kaynak, “senarist işte, yazıyor” gibi basit ve kısa cevaplarla geçiştiriyor. Hani, “her şey yolunda” der gibi. Ama senaristlik, hiç de “yolunda” değildir, çünkü senaryonun ilk 10 sayfasını yazıp, geri kalan 90 sayfayı düşünüp “şimdi ne olacak?” demek, işin klasik kısmıdır.
İç Ses:
“Hadi, sadece 10 sayfa yaz, sonrası gelir.”
“Ama ya sonra yapacak bir şey bulamazsam?”
“Kimse de bu kadar kaygı yaşamaz ki!”
“Ama ben bir sanatsal deha olmadan nasıl senarist olabilirim?”
Senaristin Günlük Rutini: Gündelik Hayatla Yüzleşmek
Film senaristi ne yapar? İşin en zor kısmı, belki de gündelik hayatın sıradan meselelerine senaryo yazarlığı gözlüğüyle bakmak. Mesela bir gün, metroda yer bulamayınca, “Acaba bir senaryo fikri bulur muyum burada?” diye düşünüyorsun. Çünkü gündelik olaylar, seni bir senarist olarak eğitiyor. İzmir’de bir kafede çay içerken, yanında oturan çiftten birinin diğerine “Yine aynı eski muhabbeti mi yapacağız?” demesi üzerine, derhal “Vay, bu işte bir film var!” diye düşündüğümde fark ettim. Hangi film? Kim bilir. Ama bir yerlerde bir hikaye, çoktan şekillenmeye başlamıştı.
Bir Senaristin İç Savaşları
Bunları yazarken, bir yandan da iç sesim yine devrede:
“Bu yazdıkların aslında tam bir saçmalık, değil mi?”
“Hayır, ama belki tam da bu yazılar senaryoya gidecek yolu açabilir.”
“Aşkı mı yazıyorum yoksa birini öylece silip atmaya mı çalışıyorum?”
Bir senarist, tam bu noktada – bak, burada yazarken ben de öyleyim – hikayesinin derinliklerine inmeye karar verir. Ama nereden başlamalı? En büyük korku: “Bu işin içine nasıl bir anlam katacağım?” Zaten, bir senaristin en korktuğu şeylerden biri, yapacağı bir hatanın çok belirgin olmasıdır. Çünkü senaryo bir şekilde bir bütün olur ve bir çivinin bile yerinden oynaması, tüm yapıyı altüst edebilir. Sinemada bir yönetmen ya da yapımcı hata yaparsa, sonuçları daha az hissedilir. Ama senarist? O zaman bir senaryo hatası, herkesin gözünde dev bir felakete dönüşebilir.
İç Ses:
“Aman Tanrım, nasıl bir yazıyı yazmak zorundayım! Bunu kimse anlamaz, hep mi böyle olur?”
“Senarist olmak gerçekten de aşk gibidir. Çekilir gibi ama bir o kadar acı.”
Kısa Bir Diyalog: Senarist ve Arkadaşı
Bir gün, film senaristi ve onun arkadaşından kısa bir diyalog…
Arkadaş: “Senaryon ne durumda?”
Senarist: “Vallahi bir türlü başlayamadım, kafamda çok şey var da… Bazen doğru kelimeleri bulamıyorum.”
Arkadaş: “Yani yazmadın mı hâlâ?”
Senarist: “Yazdım, ama… bak, ne yazdığımı seninle paylaşamam, çünkü yazdıklarımın sonu yok.”
Arkadaş: “Bir senarist olarak ‘sonu yok’ yazmak ne demek?”
Senarist: “Yani… Sonra ne olacak, kiminle neyi anlatacağım? Onu düşündükçe kayboluyorum.”
Arkadaş: “O zaman kaybolma, yapabileceğin tek şey yazmaya başlamak.”
Senarist: “Ama yazarken bir de doğru duyguyu yakalamak lazım, ne bileyim, ‘dram’ değil, ‘komedi’ falan. Bir an çok derin olmak istiyorum, sonra komik bir şey geliyor. Ne yapacağımı bilemiyorum.”
Filmin Şablonu: Herkesin Bildiği, Senin Bilmemen Gereken
Film senaristi olmak, bazen en klişe şeyleri bile doğru bir şekilde göstermekle ilgilidir. Çoğu zaman, filmin içinde karakterler, olaylar ve çatışmalar göz önünde bulundurularak, izleyiciye “ya bu bildiğimiz bir şey” dedirtmek gerekmiyor. Ama bir senaristin en temel görevi, izleyiciye “Bu bildiğiniz şey değil, ama çok doğru” dedirtmektir.
Film senaryosu yazarken fark ettiğim bir şey daha var: Gündelik hayatımda yaşadığım anların çoğu, bir şekilde “filmde yer alması gereken” şeyler. Mesela bir gün şiddetle ‘günümüz toplumunun bireysel yalnızlıkları’ üzerine düşündüm ve ne çıktı? “Bir markette yalnızca dondurma almak için sırasını bekleyen, ama her bir ürünün derin anlamı üzerine kafa yoran bir karakter.” Evde oturup hayatı anlamlandırmaya çalışırken bulduğum hikayeleri film senaryosu yapmaya çalıştım. Her an, bir film olabilir!
Sonuçta Bir Film Senaristi Olmak…
Film senaristi ne yapar? Sonuçta her senarist, hikayeler yaratır. Ama bir senarist, bu yaratılan hikayelere hayat verirken, bazen en fazla düşünen kişidir. Düşünmek, sadece fikirlerin peşinden gitmekle ilgili değildir. Aynı zamanda, anlamların derinliklerine inmektir. Ve bazen, tam da o anlarda, “Bunu nasıl yazmalı?” diye düşünürken bulursun kendini.
Bir senarist olmak, öyle sıradan bir iş değildir. Ne de olsa, dünyanın en zor işlerinden biri – ama en büyüsü de!