İçeriğe geç

Türkiye İran’a hangi ürünleri satıyor ?

Kayseri’den İran’a Uzanan Tırlar ve İçimdeki Sorular

Merhaba! Feya sayfasında bugün “Türkiye İran’a hangi ürünleri satıyor” konusunu tüm yönleriyle ele alıyoruz.

Kayseri’nin sabahı sert olur. Soğuk, yüzüne tokat gibi çarpar. Bu şehirde büyüyen biri için rüzgâr sadece hava değildir; bazen geçmişini, bazen de geleceğini taşıyan görünmez bir şeydir. Ben 25 yaşındayım ve hâlâ bazı sabahlar uyanınca nereye ait olduğumu tam bilemiyorum. Defterlerim var, yıllardır yazıyorum. Ama bazı günler yazdıklarım bile bana yetmiyor.

O sabah, Organize Sanayi Bölgesi’ne giden yolda yürürken uzun tırları gördüm. Üzerlerinde farklı dillerde yazılar, farklı ülke plakaları… Ama en çok dikkatimi çeken şey, İran’a gidecek olan bir konvoydu. Şoförlerden biri sigarasını yakmış, diğerine gülüyordu. Bir an durdum. İçimde garip bir his yükseldi. Sanki o tırların içinde sadece ürün değil, benim hayatımın da bir parçası taşınıyordu.

O an aklıma takıldı: Türkiye İran’a hangi ürünleri satıyor?

Bir Sabah Terminalde Başlayan Hikâye

Terminalde beklerken hava ağırdı. Dizel kokusu, metal sesleri ve sürekli çalışan forkliftlerin uğultusu… Her şey gerçekti ama bir o kadar da uzak hissettiriyordu.

Bir köşede bekleyen İran plakalı bir tırın yanında, orta yaşlı bir adam evrak kontrolü yapıyordu. Yanına yaklaştım, sadece izledim. Konuşmalarından anladığım kadarıyla tekstil yüklüydü. Kumaş ruloları, hazır giyim kolileri… Türkiye’den İran’a gidecekmiş.

O an fark ettim ki, Türkiye ile İran arasındaki ticaret sadece rakamlardan ibaret değil. Bir yerlerde dokunan kumaşlar, dikilen montlar, üretilen makineler, hatta paketlenen gıdalar bu sınırı aşıyor.

Sonra başka tırlar gördüm. İçinde otomotiv yan sanayi parçaları olduğunu söylediler. Bir başka araçta plastik hammaddeleri vardı. Bir diğerinde ise gıda ürünleri… Un, makarna, bitkisel yağlar.

Hepsi hareket halindeydi. Hepsi bir ülkenin emeğini başka bir ülkeye taşıyordu.

Ama ben sadece izliyordum. Ve içimde tuhaf bir boşluk vardı.

Türkiye İran’a hangi ürünleri satıyor? Bunu ilk kez gerçekten düşündüğüm an

O güne kadar bu soruyu hiç bu kadar derin düşünmemiştim. Sadece haberlerde geçerken duyduğum bir cümleydi: “İhracat arttı, İran’a şu kadar ürün satıldı…”

Ama orada, o tırların arasında dururken bu cümle bir anda gerçek oldu.

Türkiye’nin İran’a sattığı ürünleri tek tek düşünmeye başladım:

Sanayi ve makine ürünleri

Makine parçaları, endüstriyel ekipmanlar, yedek parçalar… Bunlar sadece metal değil. Bir fabrikanın çalışması, bir üretim hattının devam etmesi demek.

Otomotiv yan sanayi

Fren sistemleri, motor parçaları, filtreler… Türkiye’nin en güçlü olduğu alanlardan biri. Her parça, başka bir aracın yol almasını sağlıyor.

Tekstil ve hazır giyim

Kumaşlar, iplikler, konfeksiyon ürünleri… Kayseri’den bakınca bile bu sektörün ne kadar büyük olduğunu hissedebiliyorsun.

Gıda ürünleri

Makarna, un, ayçiçek yağı, bakliyat… İnsanların günlük hayatına dokunan şeyler.

Kimya ve plastik ürünler

Ambalaj malzemeleri, plastik hammaddeler, endüstriyel kimyasallar…

Hepsini düşündükçe içimde garip bir şey oldu. Sanki ülkeler arasında görünmez bir damar ağı vardı ve bu damarların içinde sadece ürün değil, emek akıyordu.

Ama yine de içimde bir eksiklik vardı. Çünkü tüm bunlar bana uzak bir hikâye gibi geliyordu.

Babamın defteri ve ticaretin görünmeyen yüzü

Babam küçük çaplı ticaretle uğraşır. Büyük bir ihracatçı değil. Ama yıllardır defter tutar. O defterleri karıştırmayı severim. Rakamlar, tarih, küçük notlar…

Bir akşam ona İran’a giden tırlar hakkında konuşurken sordum:

“Baba, biz bu işin neresindeyiz?”

Bana uzun uzun baktı. Sonra defterini açtı.

“Bak,” dedi, “bir ürün sadece ürün değildir. O ürünün içinde işçi vardır, üretici vardır, taşıyıcı vardır. İran’a giden bir makine parçası bile burada bir fabrikanın ışığını yakar.”

O an sustum.

Ama içimdeki soru bitmedi.

Çünkü ben hâlâ kendimi o zincirin neresine koyacağımı bilmiyordum.

Umudun ve kırgınlığın aynı anda geldiği gün

Gün ilerledikçe terminalden ayrıldım. Ama aklım hâlâ oradaydı. Tırların motor sesi kulaklarımda kalmıştı.

Bir yandan gurur hissettim. Türkiye’nin ürettiği şeylerin başka ülkelere gitmesi… Bu güçlü bir his.

Ama bir yandan da kırgınlık vardı içimde. Çünkü ben bu üretimin içinde ne kadar vardım, emin değildim.

Belki de en büyük sorun buydu: İzlemekle yetinmek.

Yürürken kendi kendime şunu söyledim:

“Ben sadece izleyen biri olmak istemiyorum.”

Ama nasıl olacağını bilmiyordum.

Gece ve yazdığım notlar

Okumaya Değer: Tritikale tohumu ne kadar ?

Gece eve döndüğümde defterimi açtım. Kayseri’nin sessizliği camdan içeri doluyordu. Sokakta sadece uzaktan geçen arabaların sesi vardı.

Şöyle yazdım:

“Bugün tırları izledim. İran’a giden ürünleri düşündüm. Türkiye’nin ürettiği her şeyin başka hayatlara dokunduğunu gördüm. Ama kendi hayatımın nereye dokunduğunu bilmiyorum.”

Kalemi bıraktım.

Sonra tekrar aldım.

“Türkiye İran’a hangi ürünleri satıyor?” diye yazdım. Ama bu soru artık bir bilgi sorusu değildi. Bir hayat sorusuna dönüşmüştü.

Çünkü aslında sorduğum şey şuydu: Ben ne üretiyorum, ben nereye gidiyorum, ben kime dokunuyorum?

Cevap yoktu.

Ama garip bir şekilde, bu cevapsızlık beni korkutmuyordu. Sadece bekletiyordu.

Defteri kapattım.

Ve içimde ilk kez, belki de doğru yönde bir boşluk hissettim.

Feya olarak “Türkiye İran’a hangi ürünleri satıyor” konusunda hazırladığımız bu içeriğin beğeninizi kazandığını umuyoruz. Bir sonraki yazıda buluşmak üzere!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
elexbet